top of page

Şahmaran ve Lillith - Bir olanın iki farklı yüzü

Netflix’te Şahmaran diye bir diziye denk geldim. Şiddetle tavsiye ediyorum. Konu, akış, çekim, oyuncular, derinlik muhteşem.


Dizide 2nci sezonda Lillith de harika işlenmiş. Eski bir video çekimini hatırlattı bana.


Bu konuda bir çekimim vardı onu da paylaşayım ama diziye döneceğim.


LILITH - kimdi, Adem’in ilk eşi miydi?


İnsanlık tarihinde yılanın önemli bir yeri vardır. Tufan öncesi dönemde olanları henüz bilmiyoruz ama insan ve yılan ırklarından bahsedilen çok yazıt var.


Amerika, Ortadoğu, Asya… daha niceleri…


Filmdeki Şahmaran ve kardeşi Lillith anlatımı İlginç bi sentez. Ancak mitolojilerde böyle bir birlikte anlatım yok.


Şahmaran kimdir?

• Anadolu–Mezopotamya mitolojisine aittir.

• Yarı kadın, yarı yılan bir varlıktır.

• Bilgeliği, şifayı, gizli ilmi ve fedakârlığı temsil eder.

• İnsana güvenen ama ihanete uğrayan bir figürdür.


Lilith kimdir?

• Sümer, Babil ve Yahudi mitolojisinde kökleri vardır.

• Adem’in ilk eşi olarak anlatılır (Tevrat dışı metinlerde).

• İtaati reddeden, özgür irade, cinsellik ve karanlık dişil güçle ilişkilendirilir.

• Zamanla “iblisleştirilen” bir figürdür.


Neden karıştırılıyorlar?


Çünkü ikisi de:

• Yılan/yeraltı sembolizmi taşır

• Kadim dişil bilgelik ile ilişkilidir

• Ataerkil anlatılarda cezalandırılan figürlerdir

• Ezoterik ve tasavvufi okumada “unutulmuş dişil hakikat”i temsil ederler


Ama:

• Aynı mitolojik aileye ait değiller

• Kardeşlik bağı yok

• Şahmaran daha çok bilge-şifacı, Lilith ise isyankâr-özgürleştirici arketiptir



Ezoterik yorumla söylersek…


Şahmaran ve Lilith, aynı hakikatin iki yüzüdür


Biri bilgeliğin feda edilen yüzü,

diğeri bastırılıp şeytanlaştırılan yüzü.


Ama bu sembolik bir okumadır, mitolojik gerçeklik değil.


Yin ve Yang gibi zıtlıkların hepsi içimizde. Yer ve gök. Madde ve ruh. Öz ve Töz. Eril ve dişil. Teori ve pratik. Hayal ve eylem.


Ancak insan mutlaklık arar. Belki de geldiği Tanrısal kaybaktan dolayı arar bunu ama bulamaz; çünkü okyanustaki damla olsa da damla damladır, okyanus da okyanus. Tüm damlalar toplansa bir umman etmez; okyanus hiç etmez. Bu da panenteizmdir.


İnsanın bu mtlaklık arayışı modern zamanlarda bir hastalığa döndü maalesef. Kendini Tanrı sanmaya başladı, 1800’ler sonunda Hindistan’dan Amerika ve Avrupa’ya ruhsal bir misyonla göç eden guruların aktardıkları vesilesiyle akmaya başlayan Vedik öğretinin sakat anlaşılmalarından ötürü.


Anlamadılar Brahmanın ikili yönünü - Saguna ve Nirguna Brahman’ı.  Ishwara’yı hiç anlamadılar. Hermetik Kabalacıların Teozofi, Aleister Crowley ve Altın Şafak sonrası dönemde batıda kök vermesine rağmen Ein, Ein Soph, Ein Soph Aur, Keter, Sefirotllar gibi kavramları da anlamadılar.


Brahma-Vişnu-Şiva üçlemesi nasıl baba-oğul-kutsal ruha dönüştüyse tüm ezoterik öğretiyi egzoterik şekillere indirgedik modern insanlık olarak. Kadim Ezoterik bilgeliğin Batıda yeni filizlenmeye başlayan ağacını Bonzai gibi kırptık ve güdük bıraktık. Yükselen bilimin ve teknolojinin, gelişen akli melekelerimizin kibir kapısının sonuna kadar açılmasıyla sonuçlanacağını kim bilebilirdi ki? Akıl kendini son nokta olarak gördü henüz daha nörobilim diye bir şeyin varlığından bile habersizken.


Hele bugünün kolay bilgi tüketim çılgınlığı tedrici eğitimin önce akılda ve sonra gönülde hazmedilen öğrenim sürecini bitirdi. Normal hızda akan suyun nehir yatağın temiz tutmasına karşın bendinden boşalan bir barajın sularının aynı nehri tarumar etmesi gibi hızlı öğrenim çılgınlığı ve henüz tam anlamadıklarını biliyormuşcasına ortalığa saçarak pirim yapma çabası insanın zihnini, değerlerini tarumar etti, hız haz tüketim çılgınlığına boyun aklın eğer dizginsiz egonun hükmetmesine köle olmasına sebep oldu.


Evet, Hinduların Kali Yuga’sı için söylenenler çıktı. Ne demişti o kadim metinler. Ayaşla baş olacak, başlar ayak. Kıymetli olan kıymetsizleştirilecek.


Kısaca Şahmaran ve Lillith her şeyde olduğu gibi bir sembol olarak ele alınmalı.


Ezoterizm, sembol, allegori ve metafor sanatı üstüne kurulu. Ezoterizmin misitizimle harmanlanmış hali olan Tasavvufta ise buna kuş dili deniyor.


Zaten ezoterizmde amaç hayatta her şeyi sembol kılmaktır ki Tasavvufta ayetullah dedikleri budur.


Ancak bu şekilde insan kendine emanet eden Tanrısal nurun sesini dinleyebilir ve dönüşebilir. Sezgiler yani konumuz.


Akıl ve sezgilerin ahenkli dansıdır ezoterizmin konusu.


O yüzden de muhabbet marifete götürür.


Konu, mutlaklık arayışı değil. Konu, İsa’nın dediği gibi ikiyi bir etmek.


Şahmaran ve Lillith anlatımında olduğu gibi. İkisi de Bir olanı görünen iki farklı yüzü ama üst boyuttan bakınca Hızırla Musa’nın hikayesinde olduğu gibi ikisi de bir. Suretler farklı ama siretler aynı.


Görünen görünmeyenden farklı olduğuna göre o zaman bize düşen de zanlardan uzak durmak olsa gerek. Bunu ne denli yaparsak o kadar ezoterizmde hakikat deden o sırra ulaşırız. Hakikat zaten her yerde. Sadece onu görecek göz, anlayacak bakış, algılayacak bilgeliği geliştirmek lazım.


Sevgiyle kalın,

Kenan


Kendimizi de haddimizi de bilelim. Ölçülü olalım ve bir damla olarak okyanusla ahenkli yaşayalım.”


 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Minnettar bir Kalbin Gücü

Hayat, çoğu zaman bizim planladığımız gibi değil, ruhumuzun ihtiyaç duyduğu şekilde akar. Peki, biz bu akışın neresindeyiz? Kontrol mü ediyoruz, yoksa sadece bir illüzyona mı tutunuyoruz? İşte varoluş

 
 
 
Samuraylığın Kitabı “ Hagakure”

Hagakure ("Yaprakların Gizlediği" anlamına gelir), 18. yüzyıldan kalma, samuraylar için pratik ve manevi bir rehber niteliğinde olan bir Japon metnidir. Genellikle "Samuray Kitabı" olarak anılır ve sa

 
 
 

Yorumlar


Abone Ol Formu

  • Amazon
  • instagram
  • youtube
  • linkedin
  • facebook
PayPal ile Bağış Yap

©2019, KENAN KOLDAY tarafından. Wix.com ile gururla oluşturuldu

bottom of page