
Cennetten Kovuluştaki Tekamül Sırrı
- Kenan Kolday
- 1 Haz
- 2 dakikada okunur
Bilgi Ağacının Gölgesinde: İnançtan Bilince İnsanın Tekamül Yolculuğu
Eski Ahit’in en ikonik hikayelerinden biridir insanın cennetten kovuluşu. Yasak meyveyi yedik ve kendimizi bir anda kusursuz bir huzurun dışında, acımasız bir gerçekliğin içinde bulduk. Peki, bizi o sonsuz konfordan mahrum bırakan o meyve aslında neyin sembolüydü?
Eski Ahit'in Tekvin (Yaratılış) bölümünde, Aden bahçesinin ortasında iki özel ağaçtan bahsedilir: Yaşam ağacı ve iyiyle kötüyü bilme ağacı. Tanrı, ilk insana bu ikinci ağacın meyvesini yememesi gerektiğini buyurur.
"Elma" detayı aslında metnin kendisine değil, Hristiyanlık dönemindeki çeviri hatalarına ve sanatsal/kültürel kabullere dayanır. Latinceye çevrilirken kullanılan malus kelimesi hem "kötü/şer" hem de "elma" anlamına geldiği için meyve elma olarak resmedilmeye başlanmıştır.
Eski Ahit’teki şu detay önemli - Bilgi ağacının meyvesi. -
İnsan o meyveyi ısırdığı an, gözlerindeki perde kalktı. Doğruyu ve yanlışı görmeye, ayırt etmeye başladı. Bir diğer deyişle; “insan bilinçlendi.” Ancak bu muazzam uyanış, insanlığın en büyük lütfu olduğu kadar, en ağır sınavı haline de geldi.
Bilincin İki Ucu Keskin Kılıcı
Bilinçlenmek, sanıldığı kadar konforlu bir süreç değil. Doğru ile yanlışı ayırt edebilme yetisi kazanan insan, ne yazık ki her zaman doğrunun peşinden gitmedi. Çoğu zaman yanlışa meyleden, zaaflarına yenik düşen bir varlığa dönüştü. İşte tam da bu yüzden, içimizde gelişen o yeni bilincin hakkını uzun süre veremedik.
Bugün geldiğimiz noktada, insanın ruhsal ve zihinsel tekamülü (olgunlaşması) çok net bir şart koşuyor: “Filtresiz bir idrak.”
Peki, bu ne demek? Bir şeyi sadece "zannetmek" ya da bize öğretildiği gibi kabul etmek yetmez. İnsanın doğru olanı eyleme dökebilmesi için, gerçekliği hiçbir filtreye uğratmadan, olduğu gibi görebilmesi gerekir.
Dogmalardan Arınmak: İçimizdeki Netliği Bulmak
İnsanoğlu varoluşundan beri bir netlik, bir sığınak arıyor. Dinlerin ve inançların insanlığa sunduğu o hazır netlik, körü körüne inanıldığında bir süre için ruhu rahatlatabilir. Fakat bu hazır paket, insanı gerçek bir bilgelere ulaştırmaz.
Asıl mesele; Tanrı’nın ya da evrensel hakikatin bize sunduğu o netliği, **kendi içimizde** inşa edebilmektir.
Bunun yolu ise oldukça zorlu bir temizlikten geçiyor:
* Zihnimizi prangaya vuran cehaletten
* Sorgulanmasına izin verilmeyen dogmalardan,
* Ve bizi körleştiren taassuplardan (bağnazlıktan) arınmak.
Son Söz
Cennetten kovulmuş olabiliriz ama önümüzde çok daha büyük bir hedef var: Kendi içimizdeki cenneti, yani saf bilinci inşa etmek.
Ne zaman ki körü körüne inanmayı bırakıp, gerçeği filtresiz bir şekilde idrak etmeye başlarız; işte o zaman bilgi ağacının meyvesini hakkıyla sindirmiş ve tekamül yolculuğumuzda dev bir adım atmış oluruz.
Sizce de kendi doğrularımızı bulmak için bazen hazır olanı reddetmek gerekmez mi? Yorumlarda buluşalım.
Sevgiyle kalın,
Kenan

Yorumlar