top of page

SONSUZ BİR DÖNGÜDE HAPSOLMAK MI, YOKSA HER ADIMDA YENİDEN DOĞMAK MI?

İnsanlık tarihi boyunca "yeniden doğuş" teması, yalnızca ezoterik öğretilerin ve kadim dini geleneklerin merkezinde yer almakla kalmamış; insanın ölümsüzlük ve anlam arayışının da en güçlü sembolü olmuştur. Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var:


Eğer ölümsüzlük, bir anlamdan yoksun, yalnızca durmaksızın var olmaktan ibaretse ne olur?

Bilincin ve amacın olmadığı bir sonsuzluk, zamanla ölümün o soğuk sessizliğinden farksız hâle gelmez mi?

Peki insan, sonsuza kadar anlamsız bir döngüde yaşayacaksa, böyle bir varoluş gerçekten yaşanmaya değer midir?


Bu can alıcı soru, Batı düşüncesini mitolojinin en derin trajedilerinden biri olan Korint Kralı Sisyphos’un hikâyesine götürürken; Doğu’nun irfan geleneğini ise kalbin en yüksek mertebelerinden biri olan "Rıza" makamına ulaştırır.


Ölümü Aldatan Kralın Ebedi Cezası

Mitolojide Sisyphos, keskin zekası ve kurnazlığıyla tanınan bir kraldı. O kadar ileri gitmişti ki, tanrıları hor görerek ölümü bile iki kez alt etmeyi başarmıştı. Ancak ölümlü bir varlığın ilahi düzene karşı bu başkaldırısı, tanrılar tarafından cezasız bırakılamazdı. Sisyphos sonunda yakalandığında, ona zihinsel olarak yıkıcı bir ceza verildi.


Cezası, devasa bir kayayı dik bir dağın en tepesine kadar iterek çıkarmaktır. Ancak buradaki trajik hile şudur: Kaya tam zirveye ulaşacakken, kendi ağırlığıyla her seferinde tekrar aşağı yuvarlanır. Sisyphos dağın eteklerine iner, kayayı tekrar kavrar ve aynı süreci baştan başlatır. Bu, sonu gelmeyen, hiçbir amaca hizmet etmeyen bir döngüdür. Sisyphos, zamanın içinde hapsolmuştur.


Farkındalığın Trajedisi ve Camus’un rasyonel İsyanı

20. yüzyılın varoluşçu düşünürü Albert Camus, “Sisyphos Söyleni” adlı eserinde bu miti modern insanın penceresinden okur. Camus’a göre, Sisyphos’un asıl çilesi o ağır kayayı sonsuza kadar yukarı taşımak zorunda olması değildir; asıl çile, bu durumun tamamen farkında olmasıdır.


Kaya aşağı yuvarlanırken, Sisyphos’un dağın eteklerine doğru attığı o bilinçli adımlar, onun trajedisinin zirvesidir. Çünkü o an, yaptığı işin beyhudeliğini, yarın da aynı şeyi yapacağını bilir. Camus, bu karanlık trajediyi aşmanın anahtarının, tam da bu farkındalık ve "kabul" olduğunu ileri sürer. Eğer insan bu döngüyü dışarıdan dayatılan bir ceza olarak değil, kendi varoluşunun bir parçası olarak kabul ederse, oyunun kuralları değişir. Kaya artık tanrıların cezası değil, Sisyphos'un kendi gerçeği olur. Camus’nün deyimiyle, bu kabulleniş absürde karşı bir isyandır ve "Sisyphos'u mutlu hayal etmek gerekir."


Ancak Camus’un bu rasyonalist ve seküler yaklaşımı, insanı teselli etmekte bir yerde geride kalır, fazlasıyla "akıl baskın" ve zihinseldir. Çünkü Sisyphos’u o dağda, o devasa kayayla tamamen yalnız bırakır. İradeyi sadece insanın omzuna yükler ve insanı kendi yarattığı anlamın hapishanesine kilitler.


Felsefi Kabulden Mistik Teslimiyete: Tasavvufta Rıza Makamı

İşte bu noktada, Sisyphos’un dağdaki o çileli yürüyüşü, tasavvufun derin, mistik ve ilahi olan Rıza kavramıyla buluştuğunda bambaşka bir hakikate evrilir.


Tasavvufta rıza; kulun, Cenâb-ı Hakk’ın kendisi hakkında takdir ettiği her şeye—bu bir lütuf da olsa, kahır gibi görünen bir imtihan da olsa—gönül hoşluğuyla ram olmasıdır. Felsefedeki "kaderi çaresizce kabullenme" veya "isyan ederek üstlenme" tavrının çok ötesindedir. Tasavvufi rıza, dikey bir boyuta sahiptir; kul, rehberini ve sahibini bilir. Baş gelen her hadisenin arkasındaki Mutlak İrade’yi (Allah’ı) gördüğü için, her ne gelirse gelsin "Kahrın da hoş, lütfun da hoş" diyebilme olgunluğudur.


Sisyphos’un felsefi dünyasında kaya bir "ceza" ve "anlamsızlıktır". Tasavvufun mistik ikliminde ise o kaya, sâlkin (manevi yolcunun) nefsidir, dünyevi sorumluluklarıdır ya da saflaşması için önüne konulan imtihanıdır. Kul, o kayayı dik dağa doğru iterken yalnız olmadığını, bilakis o gücü ve nefesi verenin de, o kayayı oraya koyanın da Allah olduğunu bilir. Neticeyi tamamen O'na (C.C.) bıraktığı için, başarısızlık korkusundan, beyhudelik hissinden ve geleceğin kaygısından özgürleşir. O'nun rızasında eriyen kul için artık dağın tepesi ile eteği arasında bir fark kalmaz; çünkü her yer O'nun mülkü, her an O'nun tecellisidir.


Her Adımda Yeniden Doğmak

Bu iki bakış açısını harmanladığımızda, Sisyphos’un mücadelesi felsefi bir çırpınıştan, manevi bir **yeniden doğuş** hicretine dönüşür.


Yeniden doğuş, sadece doğrusal bir zamanda yeni bir sayfa açmak demek değildir. Gerçek yeniden doğuş; hayatın döngüsel rutinlerini, tekrarlayan imtihanlarını ve önümüze çıkan o ağır "kayaları" her seferinde **yeni bir bilinç ve aşkla** göğüsleyebilmektir. Kul, her teslimiyette, neticeyi Allah’a her bıraktığında nefsinden sıyrılır ve yeniden doğar. Dağın eteklerine her iniş, bir yenilgi değil; kibri eriten, insanı acziyetiyle buluşturan ve her seferinde "bismillah" diyerek taze bir bidayetle (başlangıçla) ayağa kaldıran mistik bir arınmadır.


Mesele, yaşamın bu döngüsel ve yorucu doğasından kaçmak değil; bu döngünün sahibini bilerek ona rıza ve aşkla yönelmektir. Gerçek ölümsüzlük ve anlam, sonsuz zamanda kaybolmak değil; durmaksızın dönen bu çarkın içinde, her anı Mutlak Olan’a bağlayabilmektir.


Hayatın bizden talep ettiği o "büyük kaya" ne olursa olsun, onu sadece zihni bir farkındalıkla değil, kalbi bir teslimiyetle sırtlandığımızda; anlam dağın zirvesinde ulaşılamayan bir hedef olmaktan çıkar. Anlam, o kayayı rıza ile yukarı doğru iterken kulun attığı her ihlaslı adımın, aldığı her nefesin tam kendisi olur.


Peki, sizin hayatınızda tekrar tekrar yukarı taşımak durumunda kaldığınız o "dev kaya" aslında kalbinizi rıza makamına ulaştırmak için tasarlanmış ilahi bir vesile olabilir mi? Bu döngünün içinde, neticeyi O'na bırakmanın ebedi hafifliğini hissedebiliyor musunuz?


Sevgiyle kalın,

Kenan


 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Dünya Okulu’nun 3 meyvesi - haz, mutluluk, huzur

Haz, mutluluk ve huzur sıklıkla birbirinin yerine kullanılan ama aslında ruhumuzun ve zihnimizin bambaşka katmanlarına hitap eden üç farklı kavramdır. Bunları anlamak, hayatı nerede ve neyi arayarak g

 
 
 
Şöhretin ve Gücün Panzehiri: Memento Mori

Tarih boyunca insanlık, gücün doruklarındayken bile hep aynı görünmez düşmanla savaşmıştır: Kibir. Savaşlar kazanan komutanlar, dünyayı yöneten imparatorlar ve kutsal makamlara oturan liderler, ihtişa

 
 
 

Yorumlar


Abone Ol Formu

  • Amazon
  • instagram
  • youtube
  • linkedin
  • facebook
PayPal ile Bağış Yap

©2019, KENAN KOLDAY tarafından. Wix.com ile gururla oluşturuldu

bottom of page