
Gölge, Meşale ve Perde: Varlığın İllüzyonundan Hakikatin Işığına
- Kenan Kolday
- 21 Tem
- 3 dakikada okunur
İnsanlık tarihi boyunca düşünürler, mutasavvıflar ve filozoflar aynı temel soru etrafında dönüp durmuştur: "Gördüğümüz bu alem ne kadar gerçek?"
Geleneksel Türk gölge tiyatrosunun piri kabul edilen Şeyh Küşteri’nin sembolik anlatımından Platon’un Mağara Alegorisine, İbnü'l-Arabî’nin vahdet-i vücud anlayışından Bedri Ruhselman’ın neospirütüalist projeksiyon kuramına kadar pek çok doktrin, varoluşu tek bir ortak metaforla açıklar: Işık, Nesne ve Perde.
1. Şeyh Küşteri’nin "Hayal Perdesi": Varlığın Sahnesi
Rivayet edilir ki Şeyh Küşteri, öğrencilerine fizik ötesi (uhrevi) alemi ve dünya hayatının hakikatini kavratmak için başındaki sarığı çözer, bir perde kurar ve arkasına bir meşale yakar. Elini meşale ile perde arasına koyarak şöyle der:
"Gölge cisimdir; arkada yanan meşale ise ruhtur. Ruh söner sönmez cisim kaybolur, baki kalan perdedir. Perde dünyadır, insanlar da bu perdeye yansıyan hayallerden ibarettir..."
Bu gösteri sadece etnografik bir seyirlik değil, kadim Doğu irfanının ontolojik (varlıkbilimsel) bir özeti niteliğindedir. Gördüğümüz formlar, işittiğimiz sesler ve hissettiğimiz bedenler; perdeye düşen "hayaletler" veya "gölgeler" hükmündedir. Meşale sönünce gölge biter; geriye yalnızca illüzyonun sergilendiği o yalın zemin, yani evrenin kendisi kalır.
2. Antik Doğu’dan Batı’ya: Platon’un Mağara Alegorisi
Şeyh Küşteri’nin meşalesi ile Platon’un M.Ö. 4. yüzyılda Devlet adlı eserinde kurduğu Mağara Alegorisiarasındaki paralellik şaşırtıcı derecede güçlüdür.
Platon; bir mağarada doğduklarından beri boyunlarından zincirlenmiş, yalnızca karşılarındaki duvara yansıyan gölgeleri gören insanları anlatır. Mağaranın arkasında bir ateş yanmaktadır ve geçitte taşınan nesnelerin gölgeleri duvara düşer. Mağaradakiler için "gerçeklik", yalnızca o duvardaki gölgelerden ibarettir.
Mağara Ateşi = Şeyh Küşteri’nin Meşalesi: İllüzyonlar alemini aydınlatan ikincil kaynaktır.
Gölge = Fenomenler (Duyular Alemi): Geçici, değişken ve aslı olmayan biçimlerdir.
Mağara Dışındaki Güneş = Asıl Hakikat (İdealar Alemi): Nesnelerin ve ruhun kaynağıdır.
Her iki gelenek de bize şunu söyler: Duyularımızla algıladığımız madde dünyası, asıl kaynağın silik bir izdüşümünden başka bir şey değildir.
3. Tasavvuf ve İbnü'l-Arabî: Kalem, El ve Misal Âlemi
Şeyh Küşteri’nin kurgusunda gözden kaçırılmaması gereken hayati bir unsur vardır: Meşale ile perde arasındaki "El".
Tasavvuf düşüncesinde, özellikle Şeyhü'l-Ekber İbnü'l-Arabî’nin metafizik sisteminde bu kurgunun karşılığı kusursuz bir biçimde oturur: İlahi Nur ve Şehadet Âlemi
Meşale (İlahi Nur): Varlığı yokluktan çıkaran mutlak ışık source'udur (Mutlak Varlık / Zat).
El ve Kalem (İrade ve Fail): Kur'an-ı Kerim'de ve tasavvufi metinlerde geçen "Kalem" (Nûn vel-Kalem) ile "İlahî El" (Yedullah), tecelli mekanizmasını temsil eder. Meşalenin önündeki el veya tutulan kalem, biçimi veren ana faildir.
Misal Âlemi (Arakat / Şablon): Işık ile perde arasında yer alan, fikirlerin ve formların şekillendiği soyut şablonlar alemidir.
Şehadet Âlemi (Perde): Fiziksel evren. Misal alemindeki şablonların İlahi Nur vasıtasıyla madde perdesine yansıması.
Şeyh Küşteri meşalenin önüne elini koyduğunda, perdeye düşen gölge elin biçimidir. Eğer elinde bir kalem tutsaydı, perdeye kalem gölgesi düşecekti. Demek ki bu alemde gördüğümüz her varlık, üst alemlerdeki (Misal ve Ceberut) bir şablonun ve İlahi İrade’nin bu aleme düşen izdüşümüdür.
4. Çağdaş Bir Yaklaşım: Neospiratüalizm ve Ruhsal Projeksiyon
Bu kadim anlatım, 20. yüzyılda Bedri Ruhselman’ın temellerini attığı Neospirütüalizm (Yeni Ruhçuluk) anlayışıyla da birebir örtüşür.
Ruhselman’ın modelinde:
Ruh, bu fiziksel aleme ait değildir. Ruh, zamandan ve mekândan münezzeh, yüksek boyutlu bir enerjidir.
Ruh, fiziksel bedenle (madde alemiyle) doğrudan temas kuramaz. Bu yüzden kendi şuurunun ve enerjisinin küçük bir kısmını (bir projeksiyonunu) bu fiziksel plana projekte eder.
Tıpkı güçlü bir meşalenin tüm ışığının tek bir noktaya odaklanıp perdeye küçük bir gölge düşürmesi gibi; beden dediğimiz "can" ve "şahsiyet", Ruh'un kaba madde planındaki kısıtlı bir yansımasından ibarettir. Perdedeki gölge incindiğinde veya kaybolduğunda, arkadaki meşaleye (Ruh'a) hiçbir şey olmaz; gölge sadece o plan üzerindeki görevini tamamlamıştır.
Özet: Perdenin Arkasını Görebilmek
Şeyh Küşteri’nin mum ışığında sergilediği basit bir gösteri, insanlık tarihinin en derin ontolojik hakikatini özetler:
Bizler bu perdede kendi gölgemizi "gerçek" sanan, ama aslında arkadaki meşalenin ışığıyla var olan geçici hayalleriz. Hakikate ulaşmanın ilk adımı ise perdedeki gölgeye değil, ışığı yansıtan İlahi El’e ve meşalenin kendisine odaklanabilmektir.
Sevgiyle kal,
Kenan

Yorumlar