top of page

Şöhretin ve Gücün Panzehiri: Memento Mori

Tarih boyunca insanlık, gücün doruklarındayken bile hep aynı görünmez düşmanla savaşmıştır: Kibir. Savaşlar kazanan komutanlar, dünyayı yöneten imparatorlar ve kutsal makamlara oturan liderler, ihtişamın sarhoşluğuna kapılmaya her zaman müsaitti. İşte tam da bu yüzden, tarihin en güçlü figürlerinin hemen arkasında, onlara kim olduklarını fısıldayan gizli bir el hep var oldu.


Bugün, bizi fani dünyadaki yerimize geri döndüren, gücün ve şöhretin geçiciliğini yüzümüze vuran o kadim felsefeye; yani Memento Mori (Ölümlü olduğunu hatırla) geleneğine derin bir yolculuk yapıyoruz.


Zafer Arabasındaki Fısıltı: "Arkana Bak, İnsan Olduğunu Hatırla!"

Antik Roma’da, büyük bir zafer kazanan komutanlar için şehirde muazzam törenler (triumph) düzenlenirdi. Komutan, dört atın çektiği ihtişamlı bir arabada, halkın çılgınca alkışları ve tezahüratları arasında ilerlerdi. Adeta yaşayan bir tanrı gibi görünüyordu. Ancak bu arabanın içinde, herkesin gözünden kaçan ama en önemli göreve sahip olan bir köle daha vardı.


Bu köle, defne yapraklarından tacı komutanın başının üzerinde tutar ve sürekli olarak efendisinin kulağına şu sözleri fısıldardı:


"Respice post te, hominem te memento." Yani… “Arkana bak ve sadece bir insan olduğunu hatırla!”


Bu fısıltı, komutanın kibir çukuruna düşmesini engelleyen, ona aldığı tüm bu övgülerin geçici olduğunu ve en nihayetinde onun da her fani gibi toprak olacağını hatırlatan muazzam bir psikolojik frendi.


Yanan Keten Bezleri ve Geçip Giden Dünya

Gücün sadece askeri kanadında değil, dini ve siyasi zirvelerinde de durum farklı değildi. Katolik Kilisesi’nin en yüksek makamı olan papalık törenlerinde, yeni seçilen papanın etrafı devasa bir ihtişamla sarılırdı. Fakat törenin tam ortasında bir görevli öne çıkar, bir parça keten bezini ateşe verir ve küller yere dökülürken papanın gözlerinin içine bakarak üç kez şöyle haykırırdı:


"Sic transit gloria mundi!" - “İşte dünyanın ihtişamı böyle geçip gider!”


Bu ritüel, papanın makamının gücüne aldanıp tanrısal bir kibre kapılmasını önlemek içindi. Yanan keten kadar hızlı yok olan dünya hayatı karşısında alçakgönüllü ve erdemli kalması gerektiği, en görkemli gününde hafızasına kazınırdı.


Doğudan Bir Yankı: "Mağrur Olma Padişahım...”

Memento Mori anlayışı sadece Batı kültürüne özgü değildi; Doğu dünyası da bu bilgeliği kendi potasında eritmişti. Osmanlı İmparatorluğu'nda Cuma selamlığı gibi büyük törenlerde, padişah halkın arasından geçerken "Alkışçılar" adı verilen görevliler koro halinde şöyle bağırırdı:


"Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var!"


Yeryüzünün en büyük imparatorluklarından birini yöneten padişaha, mutlak gücün sahibinin kendisi olmadığı bu ritüelle hatırlatılırdı.


Benzer şekilde, felsefe dünyasında Stoacılık akımının en büyük temsilcilerinden olan Roma İmparatoru Marcus Aurelius, kendi kendine yazdığı Kendime Düşünceler kitabında sık sık ölümün eşitleyici gücünden bahseder. Aurelius'a göre ölüm, bir ceza değil, doğanın en makul yasasıydı ve insan bunu bilerek yaşamalıydı.


Sanatta Ölümün Estetiği: Vanitas ve Ölüm Dansı

Bu felsefe, zamanla edebiyat ve sanatta da kendine geniş bir yer buldu. Özellikle 16. ve 17. yüzyıl Avrupa resim sanatında "Vanitas" adı verilen bir tür doğdu. Bu natürmort tablolarda ilk bakışta güzel nesneler görünse de, dikkatli bakıldığında yerleştirilen ögelerin derin anlamları vardı:


*Kuru kafa: Ölümün kaçınılmazlığını,

*Kum saati veya mekanik saat: Zamanın hızla akıp gittiğini,

*Solmuş meyveler ve kuruyan çiçekler: Gençliğin ve güzelliğin geçiciliğini simgeliyordu.


Totentanz (Danse Macabre) – Ölüm Dansı

Orta Çağ’da, özellikle Avrupa’yı kırıp geçiren ve nüfusun üçte birini yok eden Kara Veba salgınının ardından sanatta daha çarpıcı bir tema belirdi: Danse Macabre (Ölüm Dansı).


Bu çizimlerde ve fresklerde; iskelet formundaki ölüm, toplumun her kesiminden insanı elinden yakalamış dans ettirirken tasvir edilirdi. Bu dansta bir papa, bir imparator, bir tüccar ve bir dilenci yan yanaydı. Ölüm Dansı’nın verdiği mesaj çok netti: Ölüm karşısında statü, zenginlik veya unvan hiçbir şey ifade etmez; o, herkesi aynı potada eşitler.


Son Söz…

Bugünün Dünyasında Bir "Fısıltı" Aramak

Bugün ne zafer arabalarımız var ne de arkamızda yürüyen kölelerimiz. Ancak sosyal medyanın beğeni butonları, unvanlar, lüks tüketim çılgınlığı ve sürekli parlatılan "başarı" hikayeleri, modern insanın kendi ölümlülüğünü unutması için adeta bir sis perdesi yaratıyor.


Belki de her sabah aynaya baktığımızda ya da büyük bir başarı elde edip gururlandığımızda, kulağımıza o kadim fısıltıyı fısıldayacak dijital kölelere değil, bizzat kendi iç sesimize ihtiyacımız var:


*Arkana bak, geçici olanı gör ve sadece insan olduğunu hatırla.*

*Sizce modern dünyada bizi kibre kapılmaktan koruyacak "modern memento mori" simgeleri neler olabilir? Yorumlarda buluşalım!*


Sevgiyle kalın,

Kenan

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Stres mi, Anksiyete mi? Beynimizde Neler Oluyor?

Hayatın temposu içinde kendimizi sıkışmış, yorgun veya kalbimiz hızla çarparken bulabiliyoruz. Genelde bu duruma tek bir kelimeyle "stresliyim" deyip geçiyoruz. Ancak yaşadığınız şey geçici bir stres

 
 
 

Yorumlar


Abone Ol Formu

  • Amazon
  • instagram
  • youtube
  • linkedin
  • facebook
PayPal ile Bağış Yap

©2019, KENAN KOLDAY tarafından. Wix.com ile gururla oluşturuldu

bottom of page