
İstanbul’un fethi sonrası Akşemseddin’e ne oldu?
- Kenan Kolday
- 9 saat önce
- 2 dakikada okunur
Akşemseddin’in İstanbul’un fethinden sonraki süreci, önceki yazıda bahsettiğimiz o "dervişin süluku ile hakanın süluku" ayrımının en somutlaştığı andır. Fetih gerçekleştikten sonra, hoca ile talebe arasındaki ilişki hem zirve yapmış hem de yollarının ayrılma vakti gelmiştir.
Akşemseddin’in akıbetini ve o süreçte yaşananları şöyle özetleyebiliriz:
Manevi Fatih Olarak Zirve Noktası
İstanbul fethedildiğinde Akşemseddin, ordunun manevi gücü ve Fatih’in en büyük destekçisiydi. Ayasofya’da kılınan **ilk Cuma namazında hutbeyi o okumuş** ve Fatih Sultan Mehmet’in başına sarık sarıp kılıç kuşatarak onun hükümdarlığını manevi olarak tescillemiştir. Ayrıca fethin sembolü olan **Ebu Eyyub el-Ensari’nin kabrini** (Eyüp Sultan) keşfederek şehre manevi bir merkez kazandırmıştır.
2. Padişah ile Arasındaki "Gönül Mesafesi"
Fatih, hocasına o kadar hayrandı ki, fetihten sonra tahtı bırakıp onun dervişi olmak istediğini söylemişti. Ancak Akşemseddin, Fatih’in bu talebini sert bir şekilde reddetti. Tarihçilerin aktardığına göre Akşemseddin şöyle düşünüyordu:
* Devletin Bekası:** Eğer Fatih dervişliğe girerse, devletin düzeni bozulur ve o zamanki siyasi yapı bu yükü kaldıramazdı.
* Otorite Dengesi:** Akşemseddin, Fatih’in kendisine duyduğu aşırı sevginin, padişahın mutlak otoritesini gölgeleyebileceğinden çekiniyordu.
3. İstanbul’dan Ayrılış ve İnziva
Fethin hemen ardından, Akşemseddin İstanbul’un o şaşaalı ve siyasi atmosferinde kalmak istemedi. Fatih’in tüm ısrarlarına rağmen, "Padişahın gönlüne dünya sevgisi girmesin ve devlet işlerinden geri kalmasın" diyerek sessizce Bolu’nun Göynük ilçesine çekildi.
Bu ayrılış aslında hakan ile dervişin yollarının kesin bir çizgiyle ayrılmasıydı. Fatih, "Cihan İmparatoru" olma yolundaki sülukuna devam ederken; Akşemseddin, kendi sülukunun başladığı topraklara, mütevazı bir hayata geri döndü.
Vefatı
Akşemseddin, ömrünün geri kalanını Göynük’te ibadet, talebe yetiştirme ve tıp kitapları yazarak geçirdi. Özellikle mikroplar üzerine yaptığı çalışmalarla (hastalıkların gözle görülmeyen tohumlardan geçtiğini savunmasıyla) bilim tarihine de geçti. 1459 yılında (fetihten 6 yıl sonra) Göynük’te vefat etti.
Fatih, hocasının vefatına çok üzülmüş ve onun adına Göynük’te bir türbe yaptırmıştır. Bugün hala o türbe, "maddi fatih" ile "manevi hoca" arasındaki o kopmaz bağın bir nişanesi olarak durmaktadır.
Sevgiyle kalın,

Yorumlar