Neden Yapay Zeka eğitmenin yerine geçemez
- Kenan Kolday
- 26 Oca
- 3 dakikada okunur
Uzun zamandır hobi mahiyetinde eğitimler veriyorum.
9 yaşında insana, dünyaya, hayata, evrene, varlığa ve Yaradılış’a dair büyük sorularla başlayan…
Aldığı cevaplarla yetinmeyip aramaya erken yaşlarda başlayan…
Önce parapsikoloji, dünya dışı yaşam, semavi dinler ve tarih ile arayışında yolunu bulmaya çalışan…
Sonra yaralı ceylanların yolu olan ruhsallık, felsefe, ezoterizm, mistisizm ile yolculuğuna devam eden…
Aradıkça açılan heni kapılardan geçerken hayatın cemali ve celali şoklarıyla yaşayarak öğrenmeye zorlanan…
İyi ya da körü deneyim ayırt etmeksizin karşısına çıkan rehberleden, rol modelleden, liderlerden su içen köpekten dahi öğrenme desturuyla öğrenmeyi usul edinmiş bir hayatın ebedi çırağı olarak…
2014 yılından itibaren tamamıyla planım dışında gelişen doğru tanımı tevafuk olan eşzamanlılıklarla eğitimler vermeye başlamışım…
4000 kişiye ulaşmanın keyfiyle kendi kabım kadar bildiklerimi herkes için daha iyi ve mutlu bir dünya yaratmak niyetiyle paylaşırken yakın zamanda şu soru karşıma çıkar oldu…
Bunca yeni yapay zeka yazılımı ile internetteki nice bilgileri bir tuşla önüme getirirken neden hala eğitim alayım? Neden eğitime para ya da zaman harcayayım.
Çok yerinde bir soru. Zira internetin engin bilgileri birkaç saniyede önümüze geliyor. Bize düşense bunu okumak.
İzniniz olursa soruya soruyla karşılık vermek isterim.
Ancak insanlık tarihinde hiç bu kadar bilginin ulaşılabilir olmadığı bir dönemde bile bunca bilgimize, felsefemize, bilimimize, ilimize, sanatımıza rağmen neden o zaman hala dünyada Mevlana’nın dediği gibi bunca hır gür var?
Neden hala aynı güneşin altında aynı havayı soluyan aynı toprağa basan insanlar olarak şu kainatı muazzamada küçücük bir toz dahi olamayacak kadar minnacık bir gezegeni paylaşamıyoruz?
Dünyanın bir tarafında fazla fazla sipariş verilip yemekler çöpleri atılırken hala dünyanın bir başka tarafında neden hala açlık ve sefalet var?
Çatışma, kavga, savaş olmadan çıkarlara ters gelen zor konuları hala neden güzellikle çözemiyoruz?
Kusura bakmayın. Bir soru sorayım derken birkaç soru oldu. Ancak anlayacağınız gibi konu yeterince derin.
Demek ki tüm insanlık tarihi boyunca elde edilen bütün bilgiler bir tuş ile önümüze geliyor olsa da hala bilgiden bilgelik üretemiyoruz. Kendini bildiğini bilen insan yani Homo Sapien Sapiens diyen bizler bunca bilgiye rağmen kendimizi bilemiyoruz demek
Sanırım bu argüman dahi bilginin insanın tekamülünde yani ruhun olgunlaşma sürecinde ilerlememesi için yeterli olmadığına bir işaret olsa gerek. Elbetteki ruhsal yolculukta ilerlemek için bilgi olmazsa olmazdır. Hatta ve hatta sadece başlangıçta değil bu yolculuğun her anında bilgi elzemdir. Ancak bilgelik denen insanın kendini bilmesinin anahtarı olan o mertebeye ulaşmak için bana göre şu aşağıdaki üç unsur şarttır.
Doğal Yetenek
Deneyim
Uzmanlık
Bu üçlüye baktığımızda günümüzün yapay zeka temelli bilgiye ulaşma ve bilgiyi sentezleme araçlarının bilgeliğe ulaşmak için yeterli olmadığını görmemek ne mümkün olsa gerek.
Hele konu bilginin aktarımı olunca süreç yaklaşımı gereği bilgiyi aktaran ve alan iki kutuptan bahsetmek gerek. Bilgiyi aktarın doğal yeteneği, deneyimi ve de uzmanlığı ne kadar yüksek olursa olsun aktarabileceği alıcı olanın yani dinleyenin kapasitesi kadardır. İşte bu yüzden ezoterizmde “herkes kabı kadar alır,” sözü bizlere binlerce yıllık tedrici eğitim geleneğinin olmazsa olmazğını hatırlatır. Hermetik aksiyonlardan bir tanesi de şöyle der -“ öğrenci hazır olduğunda öğretmen gelecektir.”
Özetle şunu söylemek isterim ki bilgiye ulaşmamız ve sentezlenmiş ne kadar hızlanmış olsa da yolda yürümek için hâlâ o yolda sefayı da cefayı fayda çekmiş gücünü yaşayarak öğrenmekten almış öğretmenlerin önemi belki de bugün eskisinden bile daha fazla. Çünkü bunca bilgin olduğu bir dünyada maalesef at izinin it izine karışması gibi bilgi karmaşası da nicedir. Dolayısıyla modern insanın hali gökyüzündeki yıldızlara bakarak o yıldızları net görmesine rağmen takım yıldızları ve takım yıldızların oluştuğu Zodyağı görememesi gibidir.
İnsan anlama arayışında olan bir varlık olduğu için doğal olarak soru sorar.
Çünkü insan sorularla Öğrenir.
Soru sordugu için her insan bir filozoftur aslında.
Bazılarımız büyük SORULAR sorar bazılarımız nispeten daha küçük sorular sorar.
Ancak herkesin kendince arayışı kendine göre büyük arayış.
Herkesin kendi soruları kendine göre büyük sorulardır.
“Aramakta bulunmaz ancak bulanlar arayanlardır;” diyen Beyazıt Bestami’nin işaret ettiği gibi SORULAR sorana cevap cevaplar aşikar olur.
İnsan buldukça coşar, coştuça kendinden geçer ve daha fazla aramaya başlar.
Kendinden kendine olan bu yolculuğunda yaptığı her keşif aynı zamanda insanın güçlenmesini sağladığı kadar egosunu da şişirir.
Dolayısıyla her güçlendiğimiz vakit yanıbaşımızda kibrin gölgesi belirler.
Ta ki insan Hazreti insan yani gölgesi olmayan insan olana dek.
Gölgesi olmayan insan midir?
Kendisinin efendisi olmuş, Hakk yolunda bir nefere dönüşmüş insana Hazreti insan denir.
Tasavvufta hazret, Allahın huzurunda olmak demektir ki O’nun huzurunda olmak sonsuz bir nurun önünde secdeye varırken ardında gölgen olmaması gibidir.
Aynı 21 Haziran günü en tepeden vuran güneşin vurdugu objenin gölgesinin olmaması gibi.
İnsanın ego perdelerini fark ederek onları şeffaf hale getirmesi ile önce içindeki Allah’ım ona bahşettiği nur dört bir yana yayılır,
Sonra da o nur geldiği kaynak ile buluşarak o Kaynak içinde eriyince içi dışı Allah’ın nuru olur.
Konuyu fazla uzattığımın farkındayım. Ancak sanırım insanın kendine hakim olması için bilgi ile başlayan yolculuğunda bilginin bilgiye ulaşmak için yeterli olmadığını ve dolayısıyla elimizdeki tüm modern kaynakların yanında hala kanlı canlı bu yolda daha önceden yürümüş bir öğretmenin Rehberliğinin elzem olduğunu anlatabilmişimdir.
Sevgiyle kalın,
Kenan

Yorumlar